Hepimiz önce beden olarak doğarız. Sonraları sıfatlarımız oluşur. Yüzlerimiz kıla, tüye ve en önemlisi kişiliğe doyunca “suratlı” oluruz. Yeri geldimi suratsızlığı kalkan yapar; kişiliğimizi, şifresini unuttuğumuz ATM kartı gibi cüzdanımıza kaldırıveririz. Bu yüzdendir ki çağımızın dini “kişisel gelişim”, beden dili fantazyasına mimiklerden girer.
Bu konuya yakışan en güzel sinirlenme cümlesi “sıfatına tüküreyim”dir herhalde. Aslında orada bahse konu olan kişiliğimizdir. Kişiliğimiz soyut, elle tutulan ve tükürelemeyen bir olgu olduğu için açık verdiğimiz yerimiz-suratlarımız- tükürük tahtasıdır. Sinirli, kederli, kaygılı, kıllı, haşin, kaypak, mahcup, telaşlı, liberal, pastoral, edilgen, pasif, dominant, gollumsu, çivbakamsı, küçük emrahımsı, şikemsi, ornitorenkimsi, derebeyimsi, gotikimsi, kedimsi, canımsı, sevimcisi, labirentimsi, polyannamsı, badimsi, battal gazimsi, artan benzin fiyatımsı, dizelimsi, lpgemsi ve daha bir çokumsu suratlara sahibizdir.
