Köyden Sauron Emmi geldi. Şehirde bürokratik işleri varmış; işte birkaç Uruk-hai ve orku nüfusuna aldıracakmış, gelmişken bana uğramış. Tapuda da işi varmış en çok orada zorlanmış. Mordor’da dedesinden kalma 666 dönüm arsa varmış, devlet yol geçecek diye sahipsiz bulup istimlak etmiş, derdini anlatamamış. “Oy istemeye gelince bizden kralı yok, işimiz düşünce bizi sallayan yok sümüklü yeğen!” dedi. Bu arada küçükken Orta Dünya’da sümüklü diye bilinirdim, büyüdüm, sümkürdüm gitti. Neyse “Gel Sauron emmi sana filtre kahve koydum iç, al şurada da pasta, kek var yirsin.” dedim. Önce burun kıvırdı sonra sanırım ayıp olmasın diye içti, yedi. Uzun bir sessizlikten sonra “Yav bu fitne kahve midir nedir, tadı çamır gibi.” dedi. Ben de “He yav Sauron emmi haklısın, Amerikan filmlerinde de böyle derler, Cehennem Silahı filmi vardır onda demişlerdi ilk” dedim. Sauron emmi “Yanlışın var yeğen, o lafı ilk Çiçek Taksi filminde Yunus Bülbül demişti.” dedi. Bıyık altından güldüğümü görünce “Ne gülüyon yeğen açıkta yüzüğümüzü gördün de mi gülüyon?” dedi. Ben “Yok emmi sadece şey, sen yüzüğü kaybettiğinden beri bir garipleştin, her şeyi birbirine karıştırır oldun. “ dedim. Bu lafımdan sonra düşüncelere dalar gibi oldu, bakışları – kırmızı gözleri – bulutlandı ama çabuk toparlayıp “Neyse yeğen ben kalkayım yolum uzun, dönüşte Saruman emmine uğrayacam.” dedi ve gitti.
